Benim Gözümden 2026 Dünya Kupası
- onsaritas90
- 2 gün önce
- 3 dakikada okunur
Amerika kıtasında düzenlenen, saat farkı yüzünden uykularımızdan feragat ettiğimiz ama bir o kadar da garip anılara sahne olan bir Dünya Kupası serüvenini daha geride bıraktık. Bizim açımızdan ne yazık ki erkenden sönen bir heves oldu.
Milli takımın ruhsuz vedası ve bazı futbolculardaki rehavet hala canımı sıkıyor. Sahada dişe diş bir mücadele göremedik maalesef. Ama Arda Güler’den yine de razıyım kendi adıma. Çırpındı durdu, takımı bir şekilde hareketlendirmeye çalıştı ama belli ki onun kıymetini takım arkadaşları dahi idrak edememiş. Yazık oldu çocuğun emeklerine.

Biz elenince de insan ister istemez destekleyecek başka bir hikaye arıyor. Benim hikayem -ki eminim birçoğunuzun da öyledir- Yeşil Burun Adaları ile başladı. O kadar inanmış bir takımdı ki, keşke Arjantin'i devirebilselerdi diyorum hala. Ellerinden kaçırdılar dünya devini. Kalecileri Vozinha'nın örnek direnişini de yürekten kutluyorum. Ayrıca annesinin Amerika’ya gelebilmiş olması da beni ayrıca mutlu etti. Onlar da gidince sırayla Mısır’a, ardından da Norveç’e kaydı gönlüm. Hele Norveç’in Brezilya’yı elediği maç ve Haaland’ın performansı tek kelimeyle muazzamdı. Günlerce dilimizden düşmeyen Haaland şarkısı da hala kulaklarımda çınlıyor. (Haaland, Haaland. Came to us from Germany. He's here to win the Champions League. Ha-Ha-Ha-Haaland, hey.)

İngiltere ile Fransa’nın o 6-4’lük maçı ise içimde bir ukdedir. Gecenin ilerleyen saatlerine denk geldiği için canlı izleyemedim. Ertesi gün golleri izlerken, "Asıl final meğer buymuş" demekten de kendimi alamadım. Acaba Haluk Levent cezaevinde olmasa 10+ gol oynar mıydı…
Diğer yanda bir Arjantin - İngiltere karşılaşması vardı ki, iki tarafın da hırsı karşısında kimi tutacağımı şaşırdım. Ne İngiltere milli takımını severim ne Arjantin’i. Ama Messi orada yine tarih yazdı, yıllarca hafızalardan silinmeyecek bir hareket de yapmış oldu Bellingham’a karşı.

Zaten bu kupanın, onu yaklaşık 21 yıldır takip eden bizler için artık son büyük sahnesi olduğu aşikardı. Messi'nin turnuvadaki performansı beni yıllardır süren bir düşüncemi yeniden sorgulamaya itti. Bu vesileyle şu bitmek bilmeyen tartışmaya da kendi adıma son noktayı koymak istiyorum: Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük yeteneğinin Messi olduğunu artık ben de kabulleniyorum. Ronaldo ile kıyaslandığında Messi birinci, Ronaldo ise ondan ancak yüzde birlik bir farkla ikinci sıradadır. Zidane, Maradona, Pele, Beckenbauer, Ronaldinho... Hiçbiri bu ikilinin arasına giremez, ikinci sadece ve illa ki Ronaldo'dur. Ama iş sevgiye, hissiyata geldiğinde hangisini daha çok seviyorsun derseniz benim kalbimde Ronaldo birdir, Messi ise ilk ona bile giremez. Bu da böyle bilinsin.

Gelelim sönük, tatsız tuzsuz final maçına. İspanya bastırdı, Arjantin savundu ama nasıl savundu… Futbolun doğasına bence yakışmayan, çirkefçe bir sertlik vardı sahada. Bu kupaya mı özel bilmiyorum ama oyuncuların birbirine kasıtlı olarak vurması ve hakemlerin, futbolun endüstrileşmiş, siyasileşmiş yapısı içinde buna resmen göz yumması beni futboldan soğuma noktasına getirdi. Gerçi bundan 20 yıl önce soğumuş ve futbol oynamayı bırakmıştım ama bazı büyük organizasyonları hala takip ediyorum. FIFA'nın bu faul meselesine acilen el atması gerekiyor. İkili mücadelede elbette futbolcular birbirine dokunabilir ama kasıtlı vuran adam doğrudan kırmızıyı görmeli, en az üç maç men edilmeli. Aynı hareketi üçüncü kez mi yaptı? O sene komple men edilmeli bence. Hiçbir maç, hiçbir kupa insan hayatından daha değerli olamaz.
Final maçında ben İspanya'yı tutuyordum. Gerçi Messi bir kupa daha alsa çok da dert etmezdim ama Filistin'e verdikleri onurlu destekten ötürü kalbim İspanya'dan yanaydı. İyi ki de kazandılar, gönülden tebrik ediyorum. Kupa töreninde kaptan Rodri'nin de ince bir hareketi vardı. Kupa havaya kalkmadan hemen önce Trump'ı kadrajın dışına itişini de unutamayacağım, gülümseten bir detay olarak hafızama kazındı. Gerçi Trump yüzsüz yüzsüz kenarda durdu ama olsun o bile yeter.
Velhasıl kelam güzeldi, çirkindi, uykusuzluktu derken bitti gitti işte. İçimde kalan tek sızı belli. Keşke o final sahnesinde biz oynasaydık da, İstiklal Marşımız orada, bütün dünyanın gözü önünde yankılansaydı.

Bundan sonra Dünya Kupası izler miyim? Bilemiyorum. Ama benim gönlümdeki en iyi Dünya Kupası hala 2002…
