top of page

Gastaları Okuruz

  • Yazarın fotoğrafı: onsaritas90
    onsaritas90
  • 2 gün önce
  • 2 dakikada okunur

Uzun yıllar boyunca gazete okumadığımı fark ettiğimde, aslında bu duruma çoktan alıştığımı da fark ettim. Haber ihtiyacımı, algoritmanın önüme düşürdüğü başlıklarla gideriyor, televizyondaki ana haber bültenlerine bile ancak çok önemli bir olay olduğunda göz atıyordum. Açıkçası bu halimden memnundum da. Çünkü gündemi sürekli takip etmek zihnimde değişik bir yorgunluk ve köşeye sıkışmışlık hissi yaratıyor. Ben de bunu yaşamamak için haberleri takip etmiyor ve enerjimi kendi isteklerime ve meraklarıma yönlendiriyordum.



Ta ki bir gün Vehbi Koç’un meşhur röportajını hatırlayana kadar. Eminim siz de görmüşsünüzdür, röportajın bir yerinde “Gastaları okuruz.” diyor ve ağırlıklı olarak ekonomi haberlerini takip ettiğini anlatıyordu. O an bu geleneği ne zamandır sürdürmediğimi fark ettim ve bir sonraki günün sabahında gidip iki tane gazete aldım. Biliyorum, neredeyse bütün gazetelerin bir siyasi duruşu, bir kanada yakınlığı var. Dünyanın en ünlü yayınlarında bile bu böyle. Yine de aldım ve eve getirdim. Her gün de farklı iki gazeteyi almaya özen gösteriyorum.


Gazeteyi elime alıp ilk sayfayı çevirdiğim anda o hissi ne kadar özlediğimi anladım. Oturup gazetenin tamamını, satır satır bitirdim. Sonra bu, günlük bir ritüele dönüştü. Eşimle birlikte her gün gazete okumaya başladık. Yaz tatilinde olduğumuz için günün istediğim saatinde gazete alabiliyorum tabii. Okullar açılınca devam eder miyim bilemiyorum.



Okudukça fark ettim ki meğer yıllardır algoritmanın bana sunduğu daracık bir bilgi balonunun içinde nefes almaya çalışıyormuşum. Çoğu haberi zaten okumuyormuşum bile, sadece kaydırıp geçiyormuşum. Oysa gazete bana bir anda ABD-İran gerilimini, kültür sanat dünyasındaki son gelişmeleri, ekonomideki hamleleri ve yapay zeka alanındaki yenilikleri önüme serdi. Hem de sindire sindire, hap bilgi olarak değil, bir bağlam içinde.


Çocukken köşe yazılarına pek ilgi duymazdım ama bu kez neredeyse tüm yazarların köşelerini okur oldum. Farklı fikirleri bir arada görmek, onları kendi iç dünyamda tartmak bana iyi geldi.



Tekrar gazete okumaya başlamak, eski düzene dönmek gibiydi. Zaten sosyal medyadan o kadar bunalmıştım ki... Şimdi ise yavaş yavaş sevdiğim döneme doğru ilerliyorum. Bu durum daha gerçek bir dünyada yaşadığımı hissettiren bir uyanış gibi. Artık daha çok radyo dinliyor, telefonu çoğu zaman navigasyon ya da anlık meraklarımı gidermek için kullanıyor ve sosyal medyayla bağımı neredeyse tamamen koparmış bulunuyorum. Yapay zekayı ise blog yazılarıma görsel oluşturmak veya bazı karmaşık problemleri çözmek gibi nadir işler için değerlendiriyorum.


Elbette gelişmeler olsun her alanda. Tıpta, üretimde, bilimde… Ama ben 90’lı yılların ruhunu daha çok seviyorum. Belki biraz da 2000'ler. Her şeyi kullanmayı bilip yine de eskinin sakinliğinde yaşamaya çalışmanın, bugünün dünyasında en doğru denge olduğunu düşünüyorum.

bottom of page