Sınıfın Kapısından Girerken (İlk 5 Dakika)
Bir sınıfa ilk defa girdiğiniz an, öğrenciler sizi tüm detaylarınızla incelerler. Genel olarak sizle sınıf arasında geçen ilk beş dakika, yıl boyunca sürecek iletişimin temelini oluşturur. Öğrenciler, karşılarındaki öğretmenin kim olduğunu, sınırlarını ve ciddiyetini hemen tartmaya başlar. Zayıf bir başlangıcı sonradan toparlamak zordur. Bu yüzden sınıfa adım attığınızda mesleki duruşunuzu net bir şekilde göstermeniz gerekir.

Sınıfınıza, yürüyüşünüz ve kılık kıyafetiniz siz daha konuşmaya başlamadan mesaj verir. Öğretmen, mesleğinin ciddiyetini üzerinde taşımalıdır. Özensiz, ütüsüz kıyafetler öğrencinin gözünde otoritenizi sarsar. Temiz ve özenli bir giyim ise güven oluşturur. (Giyim konusu ile ilgili bu yazımı okuyabilirsiniz.)
Duruşunuzda bir vakar olmalıdır. Yüzünüzde asık suratlı bir ifadeden ziyade samimi bir tebessüm bulunmalı, bu tebessüm dozu ayarlanmış bir mesleki sıcaklıkla yansıtılmalıdır. Sınıfın karşısında kendinden emin ve dik durmalısınız. Kollarınızı bağlayıp iletişime kapalı bir duruş sergilemek yerine açık bir beden dili kullanmalısınız. Bunu yaparken tahtanın önünde merkeze geçin, bir nefes alın ve konuşmaya başlamadan evvel sınıfın bütününe sessizce kısa bir bakış atın. Bu küçük hamle, kontrolü elinize aldığınızı hissettirir. Zaten öğrenciler de kontrolün sizde olmasını isterler. Eğer bu kontrolü sağlayamayan bir yapıda olduğunuzu düşünürlerse hemen kendi kontrollerini ele almak için sürekli müdahalelerde bulunurlar. Bunu toparlamak ise daha zordur.

Gelelim tanışma faslına... Öncelikle bu seremonide sıklıkla yapılan pedagojik hatalar var. Öğrencileri sırayla ayağa kaldırıp anne ve babalarının ne iş yaptığını sormak bunların başında gelir. Sınıfta her sosyoekonomik düzeyden öğrenci bulunur. Birinin babası işsiz, diğerinin ailesi parçalanmış veya vefat etmiş olabilir. Meslek sormak, çocukları maddi durumlarına göre ayrıştırmak demektir. Ailesinin durumundan utanan bir çocuğun sınıfta yaşayacağı mahcubiyeti sonradan telafi edemezsiniz. Sınıf, dışarıdaki eşitsizliklerin kapı dışında bırakıldığı bir alan olmalıdır. Bunun yerine öğrencilerin kendilerini birey olarak ifade edebilecekleri sorular seçebilirsiniz. Onlara en son okudukları kitabı, ilgi duydukları spor dallarını, yapmaktan keyif aldıkları hobileri, dinlediği müzik türlerini veya o yıla dair beklentilerini sorabilirsiniz. Bu soruları çeşitlendirmek sizin elinizde. Böylece her öğrenciye kendi yetenekleri üzerinden var olma şansı tanımış olursunuz. Var olduğunu, fark edildiğini anlayan öğrenci de size saygı duymaya başlar.
Memleket sormak da aynı derecede gereksiz. Öğrencinin nereli olduğu onun ders başarısını, zekasını veya karakterini etkilemez. Memleket sorusu, sınıfta gruplaşmalara ve önyargılara da zemin hazırlayabilir. Öğretmenin görevi, öğrencileri kökenlerine göre sınıflandırmak yerine hepsine eşit mesafede yaklaşmaktır. Memleket muhabbeti yapmak yerine, sınıfta ortak bir kültür inşa etmeye çabalayın. O sınıfın bir takım olduğunu, yıl boyunca beraber öğreneceğinizi vurgulayarak ortak hedefler belirleyin. Bu nedenle ayrıştırıcı sorular yerine birleştirici sorular arayın.
İlk dersten herkesin adını ezberlemeye çalışmak da yersiz bir çaba. Kırk kişilik bir sınıfta elinize listeyi alıp isimleri hafızaya kazımaya uğraşmak, tanışmanın doğallığını bozacaktır. İsimler zamanla, ders işledikçe, soru sordukça ve iletişim kurdukça öğrenilir. Öğrencilere isimlerini zaman içerisinde öğreneceğinizi söylemek, ortamı rahatlatır ve gereksiz bir baskı yaratmanızı engeller. Merak etmeyin hepsinin adını ezbere bileceksiniz zaten.
İlk dakikalarda sınıfın bütünüyle göz teması kurmak önemli. Bakışlarınızı boşluğa veya dar bir alana sabitlemekten kaçınıp, en arkadan en öne kadar doğrudan tüm öğrencilere yöneltin. Bu, sınıfın kontrolünün sizde olduğunu gösterir. İlk günlerde sınırları test eden öğrenciler çıkabilir. Böyle durumlarda öfkelenmek, bağırmak veya fevri tepkiler vermek kontrolü kaybettiğinizi gösterir. İşte gözleri tam bu noktada kullanacağız. Sakin kalıp sessizce beklemek veya göz temasıyla kararlı bir uyarıda bulunmak, uzun nasihatlerden çok daha etkilidir.
Konuşan bir öğrenciyi susturmak istiyorsanız, cümlenizi yarıda kesip ona doğru bakarak mutlak bir sessizlik oluşana dek sükunetle bekleyin, sınıfın kendi dinamiği o öğrenciyi kısa sürede hizaya getirecektir. Gözler önemli.

Yine ilk anlarda dersin işleniş biçimini ve beklentilerinizi net bir şekilde ifade edin. Kuralları baştan koyun ve yıl boyu tutarlı olun. Disiplin dediğimiz şey kuralların istisnasız işlediğini göstermektir. Ses tonunuzu da buna göre ayarlayın. Ne duyulmayacak kadar kısık ne de rahatsız edecek kadar yüksek olmalı. Kararlı ve sakin bir ses tonu her zaman saygı uyandırır. Kuralları tahtaya yazıp dikte etmek yerine, ilk derste "sınıf anayasasını" öğrencilerle beraber oluşturun. "Derste söz hakkı almak için nasıl bir yol izlemeliyiz?" veya "Birbirimizi dinlerken nelere dikkat etmeliyiz?" gibi sorularla doğruları onlara buldurun. İnsanlar kendi koydukları kurallara uymak konusunda her daim daha hassas davranır.
İlk dersle ilgili konuşulacak çok şey var ama yine de uzatmayalım. İlk derste doğrudan müfredata ve kurallara boğulmak yerine, dersinizin içeriğinden, onlara katacağı vizyondan kısaca bahsedin. Öğrenciler ilerleyen yıllarda anlattığınız çoğu konuyu unutur ama sınıfa ilk girdiğinizde onlara nasıl davrandığınızı unutmazlar. İşinize duyduğunuz saygıyı ve profesyonelliğinizi ilk andan itibaren hissettirin. Öğrenciye adil, hazırlıklı ve saygılı yaklaştığınızda, aranızdaki o görünmez güven köprüsünün ilk günden sağlam bir şekilde kurulduğunu göreceksiniz.


