Öğretmenin Kılık Kıyafeti ve İmajı
- Onur Sarıtaş
- 11 dakika önce
- 5 dakikada okunur
İnsanlar sizi önce kıyafetinize göre değerlendirirler. İstesek de istemesek de, insan doğasının değişmez bir gerçeğidir bu. Herhangi bir mekana girdiğinizde, sizden önce üzerinizdeki kumaşlar, renkler ve ayakkabılarınız sizin adınıza konuşmaya başlar. Karşınızdaki insanlar, saniyeler içinde sizin kim olduğunuza, işinize ne kadar kıymet verdiğinize, statünüze dair bir yargıya varırlar. Bir eğitimci olarak okulda da durum farklı değildir. İster ilkokul öğrencisi, ister lise öğrencisi olsun hemen karşılarındaki bu kişiyi büyük bir dikkatle incelemeye başlayacaklardır.

Arkadaşlar, öğrenciler kıyafete bakarlar ve her gün ne giydiğinize dikkat ederler. Hangi gömleği hangi pantolonla eşleştirdiğinizi, ceketinizin rengini, ayakkabılarınızın temiz olup olmadığını, kılık kıyafetinizdeki özeni anında fark ederler. Öğretmenin sınıftaki saygınlığı ile kıyafet ilişkisi de tam olarak burada başlar. Temiz, ütülü, mesleğine yakışır bir kıyafetle derse giren bir öğretmen, "Ben buradayım, sizlere ve yaptığım işe kıymet veriyorum" mesajını daha konuşmaya başlamadan iletmiş olur.
Öğretmenin giyimi toplum için neden önemli diye sorulduğunda, verilecek cevap aslında bellidir. Bizler, toplumu şekillendiren, geleceği inşa eden nesillere her şeyimizle rol model oluyoruz. Öğrenci, öğretmenin anlattığı dersin yanında onun duruşunu, konuşma biçimini, hayata bakış açısını, kılık kıyafetini de kopyalar, benimser veya bazen de reddeder. Yani öğretmen, toplumun aydınlık yüzüdür. Bahsettiğimiz yüzün, dışarıya karşı ciddiyet, güven ve saygı telkin etmesi beklenir. Ve bence toplumda öğretmen saygınlığının azalmasında kıyafet de çok etkili. Eskiden öğretmenin bir ağırlığı, toplum içinde hemen fark edilen, kendini belli eden bir duruşu, saygı uyandıran bir ciddiyeti vardı deriz hepimiz. Tabii ki saygınlık tek bir kumaş parçasıyla, kravatla veya topuklu ayakkabıyla kazanılmaz ama dış görünüş, içteki donanımın, mesleğe duyulan saygının dünyaya açılan bir vitrini gibidir. Vitrini düzgün olmayan bir dükkanın, içeride ne kadar değerli mücevherler barındırdığını yoldan geçen kimse bilemez.
Son yıllarda eğitim dünyasında çokça tartışılan, sendikaların da yıllardır sürdürdüğü bir kılık kıyafet serbestliği eylemi var. Bilindiği üzere, Türkiye'de kamu çalışanlarının kılık kıyafetlerini düzenleyen 1982 yılından kalma, darbe döneminin izlerini taşıyan katı yönetmelik maddeleri bulunuyor. Yönetmelikte memurların ense tıraşından favori uzunluğuna, ayakkabı topuğunun boyundan pantolon kumaşının türüne kadar pek çok detaya müdahale ediliyordu. Eğitim sendikaları, haklı bir gerekçeyle, sivil itaatsizlik kararı alarak mevcut durumu protesto etmeye başladılar. Bu eylemle öğretmenlerin fikren ve şeklen özgürleşmesi, çalışma ortamında daha rahat hareket edebilmesi hedefleniyordu.

Sendikaların başlattığı protestolar neticesinde okullarda ciddi bir rahatlama sağlandı. Birçok öğretmen kravat takma zorunluluğunu, katı ceket kuralını esnetmeye başladı. Ancak eylemlerin ardından gelen süreçte, protestonun asıl amacından saparak mesleki deformasyona dönüştüğünü, kılık kıyafetteki dengeyi bir miktar kaybettiğimizi itiraf etmeliyiz. Özgürleşmek, rahatlamak, baskıcı kurallara karşı çıkmak isterken mesleğin gerektirdiği ciddiyeti yansıtan görünümden yavaş yavaş uzaklaşıldı. "Ne giyersem giyeyim, bilgim benim saygınlığımı belirler" gibi bir yanılgıya düşüldü. Dışarıdan bakıldığında sıradanlaşmayı, pazar alışverişine gider gibi okula gitmeyi meşrulaştıran bir tavır ortaya çıkmaya başladı.
Kişinin kendisine saygısı ve giyim arasında güçlü bir bağ bulunur. Sabah kalktığında, aynanın karşısına geçip üzerine yakışanı, temizini, ütülüsünü seçen bir insan, aslında güne, kendisine, mesleğine, karşısına çıkacağı insanlara kıymet veriyordur. Ütülü bir gömlek giymek, özenli bir saç tıraşı ile evden çıkmak insanın ruhunu besler. Kılık kıyafet, insanın kendi iç disiplininin bir yansımasıdır. Kendisine saygı duyan bir eğitimci, mesleğinin ağırlığını taşıyacak bir dış görünüme bürünmekten keyif alır.
Söylediklerimi somutlaştırmak adına bir örnek vereyim. Bildiğiniz gibi meslek öğretmenliği yaptığım için her hafta okuldaki derslerin haricinde koordinatörlüğe, sanayideki işletmelere gidiyorum. Mesleğimin ilk yılında bir şirkete koordinatörlük görevi için normal, sıradan günlük bir kıyafetle gitmiştim. Karşılaştığım muamele son derece yüzeysel ve sıradandı. İnsanlar size onu hissettiriyorlar. İşletme yetkilileri, kapıdan giren sıradan bir ziyaretçiymişim gibi davrandılar. İşler yavaş ilerledi, lobide bekletildim ve iletişim dili oldukça rahattı. Daha sonraki gidişimde ise durumun farkına vararak pantolon, gömlek ve ceket kombiniyle, biraz daha profesyonel bir imaj çizerek gittim. Şirketin kapısından içeri girdiğim andan itibaren bana karşı takınılan tavır bütünüyle değişmişti. Her şey daha resmi, daha hızlı ve daha saygı dolu geçmişti. İki ziyarette de aynı kişiydim, mesleki bilgim aynıydı, temsil ettiğim kurum aynıydı. Değişen tek şey üzerimdeki kıyafetti. İnsan zihni, bu ikinci tür giyimi otorite, ciddiyet, iş bilirlik ve saygı ile anında eşleştiriyor.
Üzerinize giydiğiniz kıyafetin, karşınızdakilerden ziyade bizzat sizin ruh halinize, motivasyonunuza ve duruşunuza yaptığı etkiyi de göz ardı etmemek gerekir. Bir gün okula özensiz, ütüsüz, sıradan bir pantolonla gittiğinizde hissettiğiniz rehavet ile şık bir keten veya kumaş pantolon, jilet gibi ütülü bir gömlek ve üzerinize tam oturan bir ceketle gittiğiniz gün hissettiğiniz enerji asla aynı olmaz. Ceket giydiğiniz gün adımlarınız daha sağlam basar, ses tonunuz daha gür çıkar, tahta başında konuyu anlatırken ellerinizi, kollarınızı daha özgüvenli kullanırsınız. Beden diliniz, kıyafetinizin resmiyetine ve ciddiyetine anında ayak uydurur. Kendi iç dünyanızda hissettiğiniz yükseliş, ister istemez öğrencilere de yansır. Sınıftaki disiplin sorunlarının azaldığını, çocukların sizi daha dikkatli dinlediğini bizzat yaşayarak görürsünüz. İnsan, üzerine geçirdiği kumaşın şeklini, ağırlığını ruhunda da hisseder.

Erkek öğretmenler için giyim konusuna özel olarak değinmek, bazı detayların altını çizmek istiyorum. Erkekler için pantolon ve gömlek ikilisi her zaman, her koşulda kurtarıcıdır. Bunlar bir öğretmenin gardırobunun temel direğidir. Ama burada en önemli nokta, giyilen kıyafetin ütülü olmasıdır. Ütüsüz, kırışık bir gömlek, ne kadar kaliteli markaya ait olursa olsun, ciddiyetsiz bir hava yaratır. Ütü, kıyafeti güzelleştiren, kumaşı derleyip toparlayan bir bileşen. Ceketin önemi ise asla yadsınamaz. Ceket, erkeğin duruşunu toparlayan "Ben buradayım ve bu işin sorumluluğunu taşıyorum" diyen bir parçadır. Bir toplantıda, veli görüşmesinde, önemli bir etkinlikte ceket giymek, hemen bir adım öne çıkmanızı, sözünüzün ağırlığını artırmanızı sağlar. Ceket giyen bir kişinin duruşu da ister istemez dikleşir.
Gelelim kravat meselesine. Sendikaların eylem kararlarıyla birlikte kravat kullanımı iyice azaldı. Bence kravat takılabilir de takılmayabilir de. Mesela resmi törenlerde, önemli olaylarda, okulun dışarıya açıldığı özel günlerde takılması şıklık katar, duruşu güçlendirir. Fakat hava çok sıcakken, yaz aylarına doğru ders anlatımının yoğun fiziksel efor gerektirdiği, nefes almanın bile zorlaştığı günlerde takılmayabilir. Burada esneklik sağlanması gayet doğaldır.
Erkek öğretmenler tişört de giyebilir bu arada. Polo yaka, temiz, desensiz, şık bir tişört, uygun bir kanvas pantolon ve temiz bir ayakkabıyla birleştiğinde gayet kabul edilebilir, modern bir eğitimci stili oluşturur. Giyimde asıl önemli olan nokta dengeli olmaktır. Kıyafette dengeyi nasıl sağlarız sorusunun cevabı, aşırılıklardan ve uçlardan kaçınmaktır. Çok salaş, yırtık pırtık görünmekten de, gereksiz yere abartılı giyinmekten de uzak durulmalıdır. Renklerin birbiriyle uyumu, kumaşın dokusu, bedene tam oturması dengeyi kurmanın temel şartlarıdır. Bedeninize büyük gelen bir ceket veya daracık bir pantolon, sizi asla saygın bir kişi olarak göstermez.

Kadın öğretmenler için giyim ipuçları da benzer bir denge prensibine dayanır. Kadınlar, erkeklere kıyasla kılık kıyafet konusunda çok daha geniş bir seçenek havuzuna sahipler. Ama geniş seçenek havuzu, bazen işyeri sınırlarının bulanıklaşmasına yol açabiliyor. Bir eğitimciye yakışan zarafeti, ağırlığı ve profesyonelliği aynı anda yansıtan kıyafetler seçmektir. Aşırı dikkat dağıtıcı, abartılı, çok parlak renkli veya tamamen hafta sonu gezmesi hissi veren gündelik parçalar yerine klasik kesim pantolonlar, diz hizasında veya daha uzun etekler, şık ve sade bluzlar, üzerine alınacak estetik ceketler tercih edilebilir. Temizlik, uyum, abartıdan uzak sade bir şıklık, kadın öğretmenin sınıftaki saygın duruşunu her zaman pekiştirir. Öğrencilerin dikkati yukarıda söylediğimiz gibi, her zaman öğretmenin üzerindedir. Yapılan makyajın dozundan, takılan takıların sesine, saçın toplanma biçiminden ayakkabı seçimine kadar her ufak detay, öğrenciye bir mesaj verir. Doğru mesajı vermek, saygıyı doğrudan tesis etmek demektir. Renklerin birbiriyle ahengi, bedene uygun kesimlerin tercih edilmesi kadınların sınıftaki hakimiyetini artıracaktır.
Velhasılıkelam bir eğitimcinin sınıftaki duruşu, kılık kıyafetten bağımsız düşünülemez. Bilgi birikimimiz, pedagojik formasyonumuz, tecrübemiz çok kıymetlidir. Ne var ki, insanların dış görünüşümüz aracılığıyla tüm bu değerlerin farkına varmasını sağlamak bütünüyle bizim elimizdedir. Özgürlük, mesleki deformasyona, laubaliliğe, özensizliğe kapı aralamamalıdır. İşe saygı, insanın önce kendine olan saygısıyla başlar. Öğretmenler olarak eski saygınlığımızı, gücümüzü ve etkimizi yeniden kazanmak istiyorsak, duruşumuza özen göstermeli, aynaya baktığımızda gördüğümüz görüntünün bir "eğitimciye" ait olduğundan emin olmalıyız.
Sınıftan içeri girdiğinizde, üzerinizde taşıdığınız kıyafet, tahtaya yazacağınız ilk cümleden çok daha önce kalplere ve zihinlere hitap eder. Temizliğe, dengeye, uyuma dikkat eden bir eğitimci, mesleğinin itibarını bir adım öteye taşır.


